Kızım

AKP nin canı çok sıkılacak

29.1.2009 · Kategori: Siyaset

Bir süreden beri internette mail gruplarında dolaşan bir mail var. İçeriğine baktığınızda bir takım bilgilerin toplandığı ve bunların "ilkler" diye sunulmasından ibaret.
AKP Genel Merkezi'nin canını oldukca sıkan bu maili bugüne kadar  tam 7 milyon internet kullanıcısı okumuş. Yahoo ve Gmail mail gruplarında şu sıra en popüler içeriklerden birisini bu mail oluşturuyor. ..
İşte AK Parti'nin canını çok sıkan o mail: 
"Türkiye'deki icraatlarının unutulmaması ve bakar körlerin gak guk etmemesi
için Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP'nin Türk siyaset tarihindeki bazı
ilklerini hatırlatmakta yarar görüyorum.
1- İlk defa bir Başbakan " Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz" dedi
2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı
3- İlk defa cari açık verilirken döviz kuru arttı.
4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura "İMF'yi ikna edin" dedi.
5- İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı
6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı
7- İlk kez Yunan kilise bankası Türkiye'de banka satın aldı.
8- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı
9- İlk defa düşük faizli dış borç yüksek faizli iç borç ile ödendi
10- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, islamiyeti yok etmeye yemin
 eden bir Papa'nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.
11- İlk defa bir Başbakan " Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya" dedi.
12- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi.
13- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı.
14- İlk defa bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan " Üstün Cesaret Ödülü" aldı.
15- İlk defa Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi.
16-  İlk defa bir Başbakan " bir dönem dini kullandık" dedi.
17- İlk defa petrol kanunu ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verildi.
18- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı.
19- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.
20- İlk defa tezkere ret edilmesine rağmen Dış İşleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.
21- İlk defa bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP'un eş başkanı oldu.
22- İlk defa bir Başbakan Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerininevlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı.
23- İlk kez İsrailli bir işadamına çok gizli bir şekilde 800 milyon dolar kaynak aktarıldı.
24- İlk defa bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi ama sonra Mercedes'e razı oldu.
25- İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.
26- İlk defa bir Başbakan Türkiye'yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
27- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.
28- İlk defa bir Başbakan çiftçilere " Gözünü toprak doyursun" dedi.
29- İlk defa kap kaç diye bir sektör ortaya çıktı.
30- İlk defa zina suç olmaktan çıktı.
31- İlk defa bir Başbakan en fazla yurt dışı gezisi yaptı.
32- İlk defa bir Başbakan " Borç yiğidin kamçısıdır" diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi.
33- İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi.
34- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
35- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için "Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin " dedi.

36- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.
37- İlk defa bir Başbakan TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi.
38- İlk defa Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti.Hem de 10 Kasım günü...
39- "İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE "ANANIDA AL GİT" DEDİ...
40- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ŞEHİD ZİYARETTİNDE "ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR"DEDİ
41- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN 300 M LİK GEMİYE GEMİCİK DEDİ.
42- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ..... GAZETELERİNİ OKUMAYIN TELEVİZYONLARINI AÇMAYIN DEDİ.
43- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNEN İNSANLARI DİNSİZLİKLE SUÇLADI.
44- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN İÇİN CUMHURİYET MİTİNGLERİ YAPILDI.
45- İLK DEFA BİR HALK KENDİ LAİKLİĞİNDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN OLMAKTAN KORKTU...
46- İLK DEFA ATAMI ANLIYORUM."
Bu hızla Tayyip Erdoğan bu dönemde ülkemizde ki her şeyi özelleştirmiş olacak...
İş bu ya özelleştirmeye ve satmaya kafayı takmış olan başbakanımız en sonunda kendisini özelleştirir mi?

BAŞKA BİR SORU DA BENDEN; PEKİ BU SATIŞTAN ELE GEÇEN PARALAR NE OLDU?
- Türk Telekom, Arap'ın.
- Telsim İngiliz'in.
- Kuşadası Limanı İsrailli'nin.
- İzmir Limanı Hong Konglu'nun...
- Araç muayene işi Alman'ın.
- Başak Sigorta Fransız'ın.
- Adabank Kuveytli'nin.
- İETT Garajı Dubaili'nin.
- Avea Lübnanlı'nın.
- Petkim? Ermeni'nin. (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık Ermeni...)
- Rakı, Amerikalı'nın.
- Finansbank Yunanlı'nın...
- Oyakbank Hollandalı'nın.
- Denizbank Belçikalı'nın.
- Türkiye Finans Kuveytli'nin.
- TEB Fransız'ın.
- Cbank İsrailli'nin.
- MNG Bank Lübnanlı'nın.
- Alternatif Bank Yunanlı'nın.
- Dışbank Hollandalı'nın.
- Şekerbank Kazak'ın.
- Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.
- Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
- Beymen'in yarısı Amerikalı'nın.
- Enerjisa'nın yarısı Avusturyalı'nın.
- Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın.
- Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
- İzocam, Fransız'ın.
- TGRT(Fox) Amerikalı'nın.
- Demirdöküm Alman'ın.
- Döktaş Fransız'ın.
- Süper FM Kanadalı'nın.

 

Hepsi TÜRK' tü bir zamanlar... sadece 5.5 yıl önce. (yani AKP hükümetinden önce)
Önemli! Borla çalışan araba üretildi, Türkiye kıskaçta. Arabayı bor madeniyle çalıstıracak patentli 600 proje olduğu ortaya çıktı. Turkiye, dünya rezervinin yüzde 70`ine sahip."

 

Tuncer GÜNGÖR
ATATÜRK'Ü SEVMEK İBADETTİR.
Celal BAYAR

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : akp

İ.MELİH GÖKÇEK

26.12.2008 · Kategori: Siyaset

GÖKÇEK'İ AKP'Lİ AKSU'NUN İŞTE BU BELGESİ YAKACAK

Melih Gökçek tartışmaları sel gibi…

 Geriye kalan kumlarda ne yazılı?

 Şimdi bir resmi belge okuyacağız.

 Belgeyi, çok kıymet verdiğim bir arkadaşım, geçen hafta gönderdi. Üstüne de şu notu eklemiş:

 “AKP Eski İçişleri Bakanı, 15 Mayıs 2003’de, Kemal Kılıçdaroğlu’na, EGO’nun 149 dolara sayaçları alıp 300 dolara sattığını yazılı olarak beyan etmiş. Neyi tartışıyorlar anlayamadım; ya da Gökçek neyi inkar ediyor?”

 Sözü edilen eski İçişleri Bakanı, Abdulkadir Aksu’dur.

 Aksu, Erdoğan’ın önce kabine dışına itip, sonra da Genel Başkan Yardımcılığı’na getirmek zorunda kaldığı ilginç bir bürokrat – politikacıdır.

 Kasım 2002’da genel seçimler oluyor, AKP tek başına iktidara geliyor. Kemal Kılıçdaroğlu yine CHP milletvekili ve bir soru önergesi veriyor. Aksu’da o dönem İçişleri Bakanı ve bakan sıfatıyla yanıt veriyor.

 

Belgenin orjinali için tıklayın

Yukarıdaki belgeye bakarsanız; Kılıçdaroğlu’na da ihtiyaç yok; Aksu gerekeni söylemiş. Yanıtta özetle şu söyleniyor:

 1) Ön ödemeli doğalgaz sayaçları, 1999 yılında 159 dolara, 2000 - 2002

yılları arasında ise 149 dolara alınmıştır.

 2) Sayaçların mülkiyeti EGO’ya aittir.

 3) Vatandaşlar, sayaçları 300 dolara satın almaktadır.

 Arkadaşım haklı; Gökçek neyi inkar ediyor? Sorulması gereken soru şu:

 “Belediyenin tekel olduğu bir hizmette, o hizmetten yüzde 100 kar etmenin belediyecilikteki adı nedir?”

 Kılıçdaroğlu, Gökçek’le tartıştığı gün bu basit soruyu sorabilseydi; içerik bakımında da galip gelebilirdi.

 Meselenin siyaseten önemli bir kısmı daha var.

 Aksu’nun yanıt verdiği tarih nedir? 15 Mayıs 2003.

 Melih Gökçek, bu tarihte AKP mensubu değildir. Gökçek, AKP’ye ikinci kuruluş yıldönümünde (14 Ağustos 2003’te) katıldı. 


 Yukarıdaki  resim, katılım töreninde çekilmişti.

 Gökçek, Mayıs 2003’te neredeydi?

 Gökçek, o dönem serseri mayın gibi, parti mi kursam, Genç Parti’ye mi katılsam diye döner dururdu.

 Yani?

 AKP’nin Gökçek’i koruması için bir sebep yoktu.

 Sonra ne oldu?

 Gökçek, AKP’nin içinde ayrı bir parti gibi oldu.

 Tayyip Erdoğan’ın Gökçek’ten haz etmediği malum. Ama el mecbur, adaylık tespitinde yine ve yeniden Gökçek’i değerlendirmek zorunda. Aksi halde Ankara’da – sanki - iki parti (AKP ve Gökçek) arasında yapılmış koalisyon bozulacak. Panzehir olarak gösterilen isim ise Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok.

 Ne ilginç değil mi?

 Gökçek de siyasi kariyerine (1984 yılında) Keçiören Belediye Başkanlığı ile başladı. Tabi o zaman Anavatan Partisi üyesiydi.

 Bence Türkiye’deki siyaset düzeni için söylenebilecek tek bir cümle var:

 “Hibrit siyaset, hibrit aktörlerle oynanıyor.”

 Ahmet Erhan Çelik

 Odatv.com

23 Aralık 2008

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : i.melih.gökçek, ankara, belediye

Yine yine yeniden RTE

21.12.2008 · Kategori: Siyaset

Miraç YILDIRIM - 04/ARA/2008 13:23

 

Bu arada başbakan medya aracılığıyla açıklama yapmış;
"Krizden kurtulmak için yerli malı kullanın!"
* * *
Ben de dedim ki amenna, ba
şbakanımız doğru söylemiş...
Ba
şbakanı cepten arayıp tebrik edeyim dedim...
Me
ğerse Turkcell'in bir kısmına el koyup, Finliler'e Ruslar'a satmışlar...
Telsim'den arayayım dedim...
El koyup
İngilizler'e satmışlar...
AVEA'dan arayayım dedim...
Lübnanlı'ya satmı
şlar...
Ev telefonundan arayayım dedim...
Araplar'a satmı
şlar...
E bari internetten e-posta yollayayım, maksat yerli malı kullanmak olsun...
O da Araplar'a gitmi
ş...
Ne diyelim...
Arab...
Sen bizi kurtar Ya Rab...
* * *
Bari dedim bineyim otomobile, ba
şbakanın yanına gidip öyle tebrik edeyim...
Uzun yola çıkma dan önce araç muayenesi yaptırayım dedim...
Araç muayene i
şlerini Alman'a vermişler...
Sigortasını yaptırayım dedim...
Ba
şak Sigorta'yı Fransa'ya vermişler...
Benzin alayım desem...
Zaten direk Irak'a dolaylı olarak ABD'ye gidecek param...
Ondan da vazgeçtim...
* * *
Madem dedim, ba
şbakanı yerli malı kullanma sevdasından dolayı tebrik edemedik..
E bari gidip bir bankadan kredi çekeyim de yüzde yüz Türk sermayeli bir i
ş kurayım...
Maksat, ba
şbakanın gözüne girmek...
TEB'e gittim, Fransızlar kapmı
ş...
Deniz Bank'a gittim Danimarkalılar almı
ş...
Oyak Bank'a gittim, Hollandalı oturuyor patron koltu
ğunda...
Finans Bank'ı da vermi
şiz Yunan'a...
Hani, Türk Bankası oldu
ğu için Ziraat Bankası'nın Atina'da şube açmasına izin vermeyen Yunanistan...
Ama Allah'ı var sayın ba
şbakanımızın, Garanti Bankası'nın hepsini değil sadece yarısını vermişiz Amerikalılar'a...
Valla tebrikler...
* * *
Dedim ki kendi kendime, bu da olmadı, en iyisi mi açayım bir radyoyu da kafamı dinleyeyim...
Açtım... Süper FM...
Kanadalı'ya satmı
şlar...
* * *
Valla nasıl olur bu i
ş dedim kendi kendime...
Ne var ne yok elin ecnebisi kapmı
ş...
Cep delik tava delik... Nokta nokta nokta üstelik...
* * *
Hemen bir 70'lik rakı açtım büyü
ğünden... Hani Türk içkisi ya. O bakımdan.
Efkar da
ğıtmak için...
Onu da Amerikalılar'a satmı
şlar meğerse...
* * *
Bir tek kömür madenlerini satmamı
şlar...
Seçim zamanlarında i
şe yarıyor çünkü...
Demokraside devrim yaptık ya hani...
Kömür demokrasi düzenine geçirdik ülkemizi...
O bakımdan...
* * *
Hadi bakalım...
Durmak yok yola devam...

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : başbakan, yerli malı, recep tayyip erdoğan

Hırrrrrr Lütfen okuyun

17.12.2008 · Kategori: Siyaset

Erdoğan Sarayı

Komünist dönemde Romanya'ya gidip gelenler anlatırdı... Çavuşesku'nun Sarayı'nın önünden geçerken dönüp de o tarafa bakanları polis tutukluyormuş...

Saddam'ın Sarayı'na da kimse yaklaşamazdı...
O saraylar tarih oldu... Neyse ki şimdi de Tayyip Erdoğan'ın Sarayı var...

Erdoğan biliyorsunuz Dolmabahçe Sarayı'nın Veliaht Dairesi'ni çalışma ofisi yaptı.

Haftada bir - iki kez gelip burada konuk kabul ediyor...

Saray ile önünden geçen yol arasında 200 metre mesafe ve çok yüksek bir duvar var. Buna rağmen Tayyip Bey sarayına geldiğinde, refakatindeki 200 dolayındaki polise rağmen, sarayın önünden geçen işlek yol yaya ve araç trafiğine kapatılıyor. Otobüslerin duraklarına gelmesine izin verilmiyor. Beşiktaş trafiği altüst oluyor...

Tayyip Bey Sarayı'na gelmediği zamanlardaki durum daha da ilginç... Boş sarayın önünde 24 saat bir minibüs dolusu polis bekliyor. Daha ilginci... Vapur bekleyen vatandaşların oturabileceği ne varsa kaldırıldı. Vatandaşlar soğuk taşlara oturarak vapur bekliyor... Vatandaş taşa değil de tahta sıraya otursa ne olur? O zaman anlaşılan vatandaşlar boş saray için tehlike arz ediyor...

Padişah efendimizin döneminde boş saray bile bu kadar kutsallık arz eder miydi? Sanmıyoruz..
 
10.12.2008
Melih AŞIK
MİLLİYET yazarı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : rte

Şeriat istemiyoruz

6.12.2008 · Kategori: Siyaset



Ülkemizin üstüne örtülmek istenen kara çarşafa Hayır!

Ülkemizin, insanlarımızın geleceğini karartmak, ülkemizi çağdışı şeriat karanlığına gömmek isteyenlerin sinsi, planlı uygulamalarına sesiz kalmayalım!

Unutmayalım ki;

Şeriat, kendisi gibi düşünmeyenlere yaşam hakkı tanımaz!

Şeriat, çağdaşlaşmaya düşmandır!

Şeriat, farklı inançların, farklı kültürlerin düşmanıdır!

Şeriat, kadınların düşmanıdır!

Şeriat, düşünen insana düşmandır!

Şeriat, sanata düşmandır!

Şeriat, özgür düşünmeye düşmandır!

Şeriat, demokrasi ve insan haklarına düşmandır!

Şeriat, laiklikliğe düşmandır!

Şeriat, Alevilere düşmandır!

Şeriat, çağdaş yaşamdan yana olan Sünnilere düşmandır!

Sesiz kalmak, onay vermektir!

Dinci, şeriatçı faşizme fırsat vermeyelim!

Cumhuriyet kazanamılarına sahip çıkalım!

Yarın çok geç olabilir!

Yurtdışında yaşayan Alevileri, Sünni demokratları, yüreği ülkesi için çarpan herkesi en kısa zamanda “Türban” adı altında sahneye konan şeriat provalarına karşı seslerini çıkarmaya davet ediyoruz!

Alevi kurumlarını, demokrasiden ve laiklikten yana olan tüm demokrat kurum ve kuruluşları bu sessizliği bozacak eyleme davet ediyoruz! Ülkemizin üstüne örtülmek istenen kara çarşafa Hayır!
04-02-2008
Ülkemizin, insanlarımızın geleceğini karartmak, ülkemizi çağdışı şeriat karanlığına gömmek isteyenlerin sinsi, planlı uygulamalarına sesiz kalmayalım!

Unutmayalım ki;

Şeriat, kendisi gibi düşünmeyenlere yaşam hakkı tanımaz!

Şeriat, çağdaşlaşmaya düşmandır!

Şeriat, farklı inançların, farklı kültürlerin düşmanıdır!

Şeriat, kadınların düşmanıdır!

Şeriat, düşünen insana düşmandır!

Şeriat, sanata düşmandır!

Şeriat, özgür düşünmeye düşmandır!

Şeriat, demokrasi ve insan haklarına düşmandır!

Şeriat, laiklikliğe düşmandır!

Şeriat, Alevilere düşmandır!

Şeriat, çağdaş yaşamdan yana olan Sünnilere düşmandır!

Sesiz kalmak, onay vermektir!

Dinci, şeriatçı faşizme fırsat vermeyelim!

Cumhuriyet kazanamılarına sahip çıkalım!

Yarın çok geç olabilir!

Yurtdışında yaşayan Alevileri, Sünni demokratları, yüreği ülkesi için çarpan herkesi en kısa zamanda “Türban” adı altında sahneye konan şeriat provalarına karşı seslerini çıkarmaya davet ediyoruz!

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz! Etiketler : şeriat

HANGİ ÜLKENİN BAŞBAKANINA BÖYLE BİR MEKTUP YAZILABİLİR Kİ..?

6.12.2008 · Kategori: Siyaset


Kim Yazmışsa Güzel Yazmış

'Sayın Başbakan,

Birbirinden başarılı iki oğul babasısınız. Oğlunuz Burak alnının teriyle genç yaşta gemi aldı. Diğer oğlunuz Bilal, Dünya Bankası'ndaki başarılarıyla stratejik ortağınız Amerikan başkanı Bush'un bile iltifatlarına mazhar oldu. İkisi de pırlanta gibi, Allah bağışlasın.

Demem o ki, bir evlat nasıl yetişir, bir baba evladına baktığında nasıl içi titrer, nasıl burnunun direği sızlayarak sever biliyorsunuz...

Ama oğlu ertesi gün askerlik kurası çekecek bir baba o geceyi nasıl geçirir, Güneydoğu'yu çeken oğlunu otobüse nasıl bindirir, 15 ay boyunca geceyi gündüze nasıl ekler, saat başı haberlerini nasıl içi içini yiyerek seyreder, telefonda konuştuğunda 'Operasyona gidiyoruz, hakkını helal et baba' diyen oğluna ne cevap verir, bilmiyorsunuz.

Çünkü dediğim gibi oğullarınızdan biri armatör oldu. Güneydoğu'da deniz yok, Atatürk Barajı da oğlunuzun gemisi için pek küçük kalır, yakışık almaz. Yani Burak güvende. Allah bağışlasın.

E diğer oğlunuz Bilal de dediğim gibi Dünya bankası'ndaydı. Şimdi ise Dünya Bankası her nedense sözleşmesini yenilemediği için The Brooking Institution'da. İşi düşünce üretmek olan bu kuruluş da geçenlerde Diyarbakır'ın belediye başkanı Sayın !!!! Osman Baydemir'i ağırlamıştı, hatırlatırım. Yani sözün kısası Bilal de Washington'da, güvende. Allah bağışlasın.

O yüzden de 'Artık şehit cenazeleri görmek istemiyoruz' diyen bir vatandaşa gönül rahatlığıyla 'Askerlik yan gelip yatma yeri değildir, canım kardeşim' diyebiliyorsunuz.

Ben de artık şehit cenazeleri görmek istemeyenlerdenim, bu yüzden ben de sizin 'Canım kardeşim' diye hitap edebildiklerinizdenim. Can kardeşliğin verdiği samimiyet hissiyle, olanca içtenliğimle merak ediyorum.

Sayın Başbakan, 5 ayda verilen 50 şehidin ardından, 'Askerlik yan g elip yatma yeri değildir' dediğiniz için; şehitlere 'kelle' dediğiniz için hiç mi utanmıyorsunuz?

Bırakın politikaya devam etmeyi, meydanlarda büyük büyük laflar etmeyi; hala nasıl sokağa çıkabiliyorsunuz?

Artık neredeyse her gün kalkan cenazelerde o kadar kişi tek bir ağızdan sizi ve bakanlarınızı yuhalarken ne hissediyorsunuz? Yani mesela, 'Yan gelip değil, can verip yattılar' diye bağırırken binlerce kişi, 'Yer yarılsa da içine girsem' diyebiliyor musunuz?

Orada, şehitlerin cenazesinde, Ajan Smith gözlüklerinizle gizlerken yüzünüzü, neye daha çok üzülüyorsunuz? Şehitlere mi, düştüğünüz hale mi?

İktidarınızın ilk günlerinde terör sıfırken dört buçuk yılın sonunda gelinen durum nedeniyle hiç mi suçluluk duymuyorsunuz?

Şimdi sürekli 'şehitlik üzerinden siyaset yapmayın' diyorsunuz ya meydanlarda. Peki, o zaman tam seçim arifesinde niye şehit aileleri ile gazilere TOKİ aracılığıyla kurasız ucuz konut veriyorsunuz? Bu durumda asıl siz şe hitler üzerinden siyaset yapmış olmuyor musunuz?

Sayın Başbakan, bir baba olarak soruyorum size. Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz? Akşam yastığa başınızı koyduğunuzda uyuyabiliyor musunuz? Kelle deyip geçtiklerinizin ahından korkmuyor musunuz? O mağrur, çocuk bakışlı erler, onların babasız evlatları, anaların ağıtları, babaların 'Vatan Sağ olsun' derken titreyen dudakları hiç mi rüyanıza girmiyor?

Bir 'canım kardeşiniz' olarak olanca samimiyetimle soruyorum. Bu kadar sevilmemek nasıl bir duygu Sayın Başbakan?

Ha, bu arada. Bir oğlunuz, Bilal, hani stratejik ortağınız Bush'un iltifatlarına mazhar olan, askere gitmedi. Diğeri, Burak, hani alnının teriyle gemi alan ise çürük raporu almış. Askerlik yapmayacakmış.

Ne diyeyim. Bilal de, Burak da pırlanta gibi çocuklar. Allah bağışlasın.'

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : recep tayyip erdoğan, başbakn, siyaset, oğullar, çocuk, gemi

NEBİL ÖZGENTÜRK BU SİZE YAKIŞMADI

3.12.2008 · Kategori: Siyaset

Nebil Özgentürk'ü bilirsiniz:
Gazetecidir.
Televizyonlara program yapar.
Belgeselcidir.
Ama...
Bu ona hiç ama hiç yakışmadı.
Nebil Özgentürk ve ekibi bundan bir süre önce Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ne  "Basının Kısa Tarihi" adlı belgesel yaptılar. Sonra geçtiğimiz hafta belgesel için yapılan röportajları kitap halinde çıkardılar.
İyi de yaptılar.
Ancak ayıp ettiler.
Dinç Bilgin ile yapılan röportajda şöyle bir soru var:
"Eski Marksistler hani, 'Ev yanacak' diyorlar. Sonra üzerine benzin döküp yakıyorlar ve 'tahminleri' doğru çıkıyor. Bu tür komplolar yok muydu?"
Neymiş neymiş??? Ne yapıyormuş Marksistler?
Bir dakika orada durun!
Bu soruyu kim soruyor Sayın Nebil Özgentürk?
Sizin sorduğunuza inanmak istemiyoruz.
Peki, ama siz belgeseli yaparken, kitap çıkarken bu soruyu duymadınız mı; okumadınız mı?
Yoksa...

Soğuk Savaş döneminden kalma psikolojik savaşın en kaba söylemini nasıl ağzınıza alırsınız; nasıl böyle bir soru sorarsınız; sordurursunuz?


Hani Başbakan Erdoğan da arada benzer kaba sözleri kullanıyor; "Bunlar tıpkı komünistler gibi kimi çamur at izi kalsın yöntemini kullanıyorlar!"
Hadi Başbakan Erdoğan'ı anlayabiliriz de, yılların solcusu Nebil Özgentürk'ün bu tavrını hiç ama hiç anlamayız!


Eskisini bilmeyiz ama Marksistlere özür borcunuz var Sayın Özgentürk...

Odatv.com

28 Kasım 2008

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : nebil özgentürk, odatv

ÇÖLAŞAN'IN BU SÖZLERİ BAYKAL'I ŞAŞIRTACAK

30.11.2008 · Kategori: Siyaset

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın İstanbul'da çarşaflı, türbanlı kadınlara rozet takması büyük yankılar uyandırdı.

 

Tartışmalar devam ederken CHP'liler İzmir'de de türbanlı ve başörtülü kadınların yakalarına rozet taktı.

 

Herkes CHP’nin türban açılımını eleştirecek diye beklerken Gazeteci yazar Emin Çölaşan, Deniz Baykal’ı şaşırtacak ifadelere yer verdi.

 

İşte Emin Çölaşan’ın Odatv.com mikrofonlarına yaptığı açıklama:

 

 

“Bir takım insanlar gelmiş oraya getirilmiş. CHP’ye kaydedilmek için ya da yakalarına bir rozet takılsın diye. Şimdi bu insanlara siz; “Kardeşim biz sizi kabul etmiyoruz. Çekin gidin derseniz.” Onların gideceği yer AKP’dir. Dolayısıyla bir kitle partisinin, onları kovması ya da kabul etmesi, kabul etmemesi bence hiçbir şekilde mümkün değildir. CHP’nin bu konudaki açılımı, bence olumlu bir olaydır. Burada bir çizgiyi çok net koymak gerekiyor. O da şudur.

 

Kamuda türban yasağı, sıkma baş yasağı elbette ki devam edecektir. Örneğin bugün adliye binalarına, başı örtülü bir vatandaş, davalı, davacı veya sanık kimliğiyle girebilir. Adliye binalarında sıkma başlı bir avukat, ya da kürsüde sıkma başlı bir bayan hakim, ya da bir savcı olması asla mümkün değildir. Olmayacaktır. Olmaması da gerekir.

 

Onun için bu çizgiyi çok iyi çekmemiz gerekir. Sokakta bugün, sıkma başlı, türbanlı, çarşaflı kadınları görüyoruz. Kimsenin onlara bir tepkisi yok. Açık olanlara da kimsenin tepkisi yok. Onun için bir takım insanların, hanımların CHP’ye üye kaydedilmesi ya da yakalarına altı oklu rozet takılması bence, sakıncası olmayan bir olaydır. Kaldı ki onların hiç biri parti yönetiminde görev alacak birileri değil. Onlar yarın öbür gün CHP’nin yönetimine el koyacak insanlar değil. Oy açısından ve de yakın gelecekte bir seçim olacağına göre, oy açısından bakıldığında o insanları dışlamamak gerektiğini düşünüyorum. Onun için de Baykal’ın bu açılımını olumlu görüyorum ve destekliyorum.

 

CHP’nin bu konuda oy kaybetmesi, bir takım sosyal demokrat insanların, Atatürkçü, laik kesimlerin, sırf bu nedenle, gidip partilerine oy vermemesi benim aklımın alacağı bir olay değil. Bugün CHP’ye verilmeyen her oy, başka bir partiye gitmemiş bile olsa, AKP’ye verilmiş oy olacaktır. Ben bir CHP’li kimliğiyle konuşmuyorum ama onlara yakınım. Onlara yakın duruyorum. O ilkelere yakın duruyorum. Partinin ilkelerine yakın duruyorum. O yüzden de gösterilen tepkileri saygıyla karşılıyorum. Bunun sandıkta olumsuz oya dönüşmemesini de diliyorum.”

 

Odatv.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : akp, chp, emin çölaşan, deniz baykal, çarşaf

TÜRKİYE SOLU BUNLARI NEDEN BİLMİYOR?

30.11.2008 · Kategori: Siyaset

Bir gerçeği kabul etmeliyiz:

Türkiye solunun çoğunluğu kültürünü/dinini okuyup araştırmamıştır.

K. Marks’ın Katolik kiliseler için söylediği “din afyondur” sözünü henüz aşamamıştır.

İslam’ı bilmemektedir. Halkının inancını dışlamıştır.

Tasavvufu/Anadolu Müslümanlığını elinin tersiyle iteklemiştir.

Tasavvufu; aklın ve bilimin öğretisi olmadığını söyleme kolaycılığına kaçarak kendi coğrafyasına yabancılaşmıştır.

Ne Muhyiddin Arabi’yi ne de Muhammed Nur’u bilir.

Şeyh Bedrettin’i sadece Nazım Hikmet’in şiirinden tanır.

Trajik sonu nedeniyle Ozan Nesimi’nin adını duymuştur ama hocası/öğretmeni Fazlullah Esterebadi’den bi-haberdir.

Herakleitos’un “diyalektiğin atası” olduğunu; Hegel’in, Marx’ın düşüncesinin buradan doğduğu bilir ama nedense vahdet-i vücud’a burun kıvırır. “Enel Hakk” diyen Hallac-ı Mansur’u okumaz.

Söyler misiniz; Ömer Sikkini, Sabetay Sevi, Niyazi Mısri, Papa Eftim öğrenilmeden bu topraklar anlaşılabilir mi?

Anadolu tarihindeki çoğu toplumsal ayaklanmaların dayanağının vahdet-i vücud olduğunu bilmezse bu toprakların yazgısını nasıl değiştirebilir?

Hamza Baliler’in, İsmail Maşukiler’in neden boyunlarının vurulduğunu anlamazsa halkıyla nasıl kucaklaşabilir?

Birinci Dünya Savaşı’na katılan gönüllü “Mevlevi Taburları”yla gönüldaşlık kurmazsa kiminle birlik olabilir?

Horasan doğumlu Nakşibendiliğin, Halid-i Nakşibendiliğinden farkını bilmezse, Kürt halkının Şeyh Barzani’nin emrine sokulma çalışmalarını nasıl kavrayabilir?

“Türkler kılıç zoruyla İslam’a geçtiler” kolaycılığından kurtulamazsa; dinin, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyaset üzerindeki etkisini nasıl analiz edebilir?

Acıdır; Türkiye solunun umarsız tavrı nedeniyle; bu konular  “inanç” (skolastik) temelde çalışmalar yapan muhafazakar akademisyenlerin-yazarların inisiyatifine bırakılmıştır. Onlar da ehlisünnet bakış açısıyla başta vahdet-i vücud olmak üzere tüm tasavvufu kendi anlayış kalıplarına sokmaya çalışmaktadır. 

Daha iyi niyetli olanları ise - tıpkı solcuların hatası gibi- tasavvufu fikir hareketi olmaktan çok, bir gönül ve ruh hali meselesi olarak göstermek istemektedir. Hatadır.

Bakınız tasavvuf sadece Alevilik-Bektaşilik değildir.

Hükümetin, Alevi açılımını, “Alevilik Sünnileştiriliyor” diye itiraz edenler, yıllardır “Türk dinini” Araplaştıranlara karşı neden sessiz kalmıştır?

Osmanlı’nın Safeviler’e karşı bir siyaset gereği benimsediği Sünniliğin zamanla nasıl resmi ideolojiye dönüştüğünü bilmeden bugünkü gerici siyasal oyunlar nasıl bozulabilir?

Eğer halkı kazanmak gibi bir derdiniz varsa dininizi/kültürünüzü bilmek mecburiyetindesiniz.

Aydınlık bir din olan İslam’ı yobazların elinden kurtarmak için bunları öğrenmek zorundasınız.

İnsanımızı cehalet bataklığından ancak böyle kurtarabilirsiniz; yasaklarla, kaba ve sert söylemlerle değil.

Bilinmelidir ki vahdet-i vücud laikliktir.

Bilinmelidir ki Farabi’yi, İbn-i Sina’yı savunmak devrimciliktir.

Gerçek şu ki; insan bilmediğinden korkar…

 

Soner Yalçın

 

Odatv.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : odatv, soner yalçın, sol,